Güzel Kuran – Tecvid Öğrenim Platformu

12. İdğam Mutecaniseyn

Bu ders 1. Seviye (Eski Müfredat) seviyesindedir. Ayetleri renkli tecvid ve sesli tilavetle (Ayman Sowaid ve Mehmet Çevik) çalışabilir, Türkçe mealini okuyabilirsiniz.

Dersteki ayetler

اِذْ هَمَّتْ طَٓائِفَتَانِ مِنْكُمْ اَنْ تَفْشَلَاۙ وَاللّٰهُ وَلِیُّهُمَاؕ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْیَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ ﴿122﴾

Al-i İmran 3:122 – Ve hani sizden iki bölük, Allah da kendilerinin yardımcıları olduğu halde, korkarak geri çekilmeye yeltenmişlerdi.Halbuki müminlere düşen, yalnız Allah'a dayanıp güvenmeleridir.

قَالَ تَاللّٰهِ اِنْ كِدْتَ لَتُرْدٖینِۙ ﴿56﴾

Saffat 37:56 – “Şimdi ister misiniz onu size göstereyim?” Onlar da arzu edince, derhal bir tarama yapıp onu cehennemin tam ortasında bulur.“Vallahi, nerdeyse beni de düştüğün o helâke sürükleyecektin! Rabbimin hidâyet nimeti yetişmeseydi, eli kolu kelepçeli getirilip o azaba atılanlardan olacaktım!” [7,43]

وَبَنٖینَ شُهُودًاۙ ﴿13﴾ وَمَهَّدْتُ لَهُ تَمْهٖیدًاۙ ﴿14﴾

Müddessir 74:13–14 – 13. Mal ve ailesiz, tek olarak yarattığım, sonra çok çok mal, servet ve etrafında dolaşan oğullar verdiğim, her türlü imkânı önüne serdiğim, o adamın hakkından gelmeyi sen Bana bırak! 14. Mal ve ailesiz, tek olarak yarattığım, sonra çok çok mal, servet ve etrafında dolaşan oğullar verdiğim, her türlü imkânı önüne serdiğim, o adamın hakkından gelmeyi sen Bana bırak!

وَلَٓا اَنَا𐻾 عَابِدٌ مَا عَبَدْتُمْۙ ﴿4﴾

Kafirun 109:4 – Ben sizin ibadet ettiklerinize asla ibadet edecek değilim.

وَلَقَدْ تَرَكْنَاهَٓا اٰیَةً فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ ﴿15﴾

Kamer 54:15 – Biz bir ibret olsun diye, o gemiyi geriye bıraktık. Haydi, var mı ibret alan? [36,41-42]

عَسٰى رَبُّكُمْ اَنْ یَرْحَمَكُمْۚ وَاِنْ عُدْتُمْ عُدْنَاۘ وَجَعَلْنَا جَهَنَّمَ لِلْكَافِرٖینَ حَصٖیرًا ﴿8﴾

Isra 17:8 – Olur ki tövbe edersiniz de Rabbiniz size merhamet eder.Eğer tekrar bozgunculuğa dönerseniz, Biz de size ceza vermeye döneriz. Zaten cehennemi kâfirlere zindan kılmışız.

وَیَا قَوْمِ مَنْ یَنْصُرُنٖی مِنَ اللّٰهِ اِنْ طَرَدْتُهُمْؕ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ ﴿30﴾

Hud 11:30 – “Ey halkım! Ben onları kovacak olsam Allah indinde bu sorumluluktan beni kim kurtarabilir, Kim bana yardım edebilir? Artık bir düşünmez misiniz?

وَمَٓا اَظُنُّ السَّاعَةَ قَٓائِمَةًۙ وَلَئِنْ رُدِدْتُ اِلٰى رَبّٖی لَاَجِدَنَّ خَیْرًا مِنْهَا مُنْقَلَبًا ﴿36﴾

Kehf 18:36 – Bu adam gururu yüzünden kendi öz canına zulmeder vaziyette bağına girdi ve: “Zannetmem ki bu bağ bozulup yok olsun; kıyametin kopacağını da sanmıyorum.Bununla beraber şayet Rabbimin huzuruna götürülecek olursam o zaman elbette bundan daha iyi bir âkıbet bulurum.” dedi. [41,50; 46,11]

اَنْ تَقُولَ نَفْسٌ یَا حَسْرَتٰى عَلٰى مَا فَرَّطْتُ فٖی جَنْبِ اللّٰهِ وَاِنْ كُنْتُ لَمِنَ السَّاخِرٖینَۙ ﴿56﴾

Zümer 39:56 – Ta ki kişi şöyle demeye mecbur kalmasın: “Rabbime karşı yaptığım bunca kusurdan dolayı yazıklar olsun bana!Yazıklar olsun bana ki ben O'nun diniyle, kitabıyla alay edenler arasında yer aldım!”

وَدَّتْ طَٓائِفَةٌ مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ لَوْ یُضِلُّونَكُمْؕ وَمَا یُضِلُّونَ اِلَّٓا اَنْفُسَهُمْ وَمَا یَشْعُرُونَ ﴿69﴾

Al-i İmran 3:69 – Ehl-i kitaptan bir kısmı, sizi inancınızdan saptırmak istedi. Halbuki onlar sadece kendilerini saptırırlar da bunun farkına bile varmazlar.

قَالَ قَدْ اُجٖیبَتْ دَعْوَتُكُمَا فَاسْتَقٖیمَا وَلَا تَتَّبِعَٓانِّ سَبٖیلَ الَّذٖینَ لَا یَعْلَمُونَ ﴿89﴾

Yûnus 10:89 – Allah buyurdu ki: “Dualarınız kabul edildi. Dürüst olmaya devam edin, müstakim olun ve sakın hakikati bilmeyenlerin yoluna tâbi olmayın!”

وَلَنْ یَنْفَعَكُمُ الْیَوْمَ اِذْ ظَلَمْتُمْ اَنَّكُمْ فِی الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ ﴿39﴾

Zuhruf 43:39 – Allah buyurur: “Bu temenniniz bugün size hiçbir fayda vermez.Çünkü hayat boyunca, birlikte zulmettiniz. Burada da azabı birlikte çekeceksiniz.”

وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ رَسُولٍ اِلَّا لِیُطَاعَ بِاِذْنِ اللّٰهِؕ وَلَوْ اَنَّهُمْ اِذْ ظَلَمُٓوا اَنْفُسَهُمْ جَٓاؤُ𐻿كَ فَاسْتَغْفَرُوا اللّٰهَ وَاسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ لَوَجَدُوا اللّٰهَ تَوَّابًا رَحٖیمًا ﴿64﴾

Nisâ 4:64 – Biz hiç bir peygamberi, Allah'ın izni ile, kendisine itaat olunmaktan başka bir gaye ile göndermedik.Eğer onlar kendilerine zulmettikleri vakit sana gelip de Allah’tan af dileseler, sen de resul olarak onların affedilmelerini isteseydin, elbette Allah’ı tövbeleri kabul eden, pek merhametli bulacaklardı. [3,152; 58,12]

وَهِیَ تَجْرٖی بِهِمْ فٖی مَوْجٍ كَالْجِبَالِ وَنَادٰى نُوحٌࣙ ابْنَهُ وَكَانَ فٖی مَعْزِلٍ یَا بُنَیَّ ارْكَبْ࣏ مَعَنَا وَلَا تَكُنْ مَعَ الْكَافِرٖینَ ﴿42﴾

Hud 11:42 – Gemi onları dağlar gibi dalgalar arasından geçirirken, Nuh biraz ötede olan oğluna: “Evladım, gel sen de bizimle gemiye bin de kâfirlerle beraber kalma!” diye seslendi. [69,11-12; 54,13-15]

ÖDEV

وَتَفَقَّدَ الطَّیْرَ فَقَالَ مَا لِیَ لَٓا اَرَى الْهُدْهُدَؗ اَمْ كَانَ مِنَ الْغَٓائِبٖینَ ﴿20﴾ لَاُعَذِّبَنَّهُ عَذَابًا شَدٖیدًا اَوْ لَا𐻾اَذْبَحَنَّهُٓ اَوْ لَیَاْتِیَنّٖی بِسُلْطَانٍ مُبٖینٍ ﴿21﴾ فَمَكَثَ غَیْرَ بَعٖیدٍ فَقَالَ اَحَطْتُ بِمَا لَمْ تُحِطْ بِهٖ وَجِئْتُكَ مِنْ سَبَاٍ بِنَبَاٍ یَقٖینٍ ﴿22﴾ اِنّٖی وَجَدْتُ امْرَاَةً تَمْلِكُهُمْ وَاُو𐻿تِیَتْ مِنْ كُلِّ شَیْءٍ وَلَهَا عَرْشٌ عَظٖیمٌ ﴿23﴾ وَجَدْتُهَا وَقَوْمَهَا یَسْجُدُونَ لِلشَّمْسِ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَزَیَّنَ لَهُمُ الشَّیْطَانُ اَعْمَالَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّبٖیلِ فَهُمْ لَا یَهْتَدُونَۙ ﴿24﴾

Neml 27:20–24 – 20. Bir de kuşları teftiş etti de: “Hüdhüd'ü neden göremiyorum, yoksa kayıplara mı karıştı?” dedi. 21. “Kuvvetli ve geçerli bir mazeret ortaya koymadığı takdirde,onu şiddetli bir şekilde cezalandıracağım yahut boynunu keseceğim.” 22. Derken, çok geçmeden Hüdhüd geldi: “Ben, dedi, senin bilmediğin bir şeyi öğrendim ve sana Sebe'den önemli ve kesin bir haber getirdim.” 23. Sebe halkını bir kadın hükümdarın yönettiğini gördüm. Kendisine her türlü imkân verilmiş. Onun güçlü bir yönetimi olduğu gibi pek büyük bir tahtı da var. 24. Ne var ki onun da halkının da Allah'ı bırakıp güneşe ibadet ettiklerini gördüm. Anlaşılan, şeytan yaptıkları bu kötü işleri kendilerine güzel göstermiş ve onları yoldan çıkarmış, bu yüzden de hak yolu bulamıyorlar.

وَقَالَ الْمَلِكُ ائْتُونٖی بِهٖۚ فَلَمَّا جَٓاءَهُ الرَّسُولُ قَالَ ارْجِعْ اِلٰى رَبِّكَ فَسْـَٔلْهُ مَا بَالُ النِّسْوَةِ الّٰتٖی قَطَّعْنَ اَیْدِیَهُنَّؕ اِنَّ رَبّٖی بِكَیْدِهِنَّ عَلٖیمٌ ﴿50﴾ قَالَ مَا خَطْبُكُنَّ اِذْ رَاوَدْتُنَّ یُوسُفَ عَنْ نَفْسِهٖؕ قُلْنَ حَاشَ لِلّٰهِ مَا عَلِمْنَا عَلَیْهِ مِنْ سُٓوءٍؕ قَالَتِ امْرَاَتُ الْعَزٖیزِ الْــٰٔنَ حَصْحَصَ الْحَقُّؗ اَنَا𐻾 رَاوَدْتُهُ عَنْ نَفْسِهٖ وَاِنَّهُ لَمِنَ الصَّادِقٖینَ ﴿51﴾ ذٰلِكَ لِیَعْلَمَ اَنّٖی لَمْ اَخُنْهُ بِالْغَیْبِ وَاَنَّ اللّٰهَ لَا یَهْدٖی كَیْدَ الْخَٓائِنٖینَ ﴿52﴾

Yusuf 12:50–52 – 50. Bunu duyan Hükümdar: “Onu bana getirin!” dedi. Hükümdarın elçisi gelince Yusuf: “Sen önce dönüp efendine de ki: “O ellerini kesen kadınların meselesi neydi, kendisine soruver.” Zaten benim efendim, o kadınların fendini pek iyi bilir.” 51. Hükümdar o kadınları toplayıp: “Ne idi sizin Yusuf'la dâvanız?” Siz Yusuf’u elde etmeye çalıştığınızda durum ne idi, Yusuf nasıl davrandı?” diye sordu. Onlar da: “Hâşa! Allah için söylemek gerekirse, onun yaptığı hiç bir kötülük bilmiş, görmüş değiliz.” dediler.İşte o sırada vezirin eşi: “Şimdi gerçek meydana çıktı. Ondan kâm almak isteyen bendim. O ise tam sadık ve dürüst insanlardandır.” diye itiraf etti. 52. Ve devamla şöyle dedi: Bunu böylece söylüyorum ki eşim vezir de (Yusuf'a sahib olmaya yeltenmemle beraber) kendisinden gizli olarak ona (fiilen) hiyanet etmediğimi ve Allah’ın hainlerin hilesini iflah etmeyeceğini bilsin. Doğrusu, ben nefsimi temize çıkarmam. Çünkü Rabbimin merhamet edip korudukları hariç, nefis daima fenalığı ister, kötülüğe sevk eder. Doğrusu Rabbim gafurdur, rahimdir (affı ve merhameti boldur).”

یَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَیُدْخِلْكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرٖی مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ وَمَسَا‌كِنَ طَیِّبَةً فٖی جَنَّاتِ عَدْنٍؕ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظٖیمُۙ ﴿12﴾ وَاُخْرٰى تُحِبُّونَهَاؕ نَصْرٌ مِنَ اللّٰهِ وَفَتْحٌ قَرٖیبٌؕ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنٖینَ ﴿13﴾ یَٓا اَیُّهَا الَّذٖینَ اٰمَنُوا كُونُٓوا اَنْصَارَ اللّٰهِ كَمَا قَالَ عٖیسَى ابْنُ مَرْیَمَ لِلْحَوَارِیّٖنَ مَنْ اَنْصَارٖٓی اِلَى اللّٰهِؕ قَالَ الْحَوَارِیُّونَ نَحْنُ اَنْصَارُ اللّٰهِ فَاٰمَنَتْ طَٓائِفَةٌ مِنْ بَنٖٓی اِسْرَٓایٖٔلَ وَكَفَرَتْ طَٓائِفَةٌۚ فَاَیَّدْنَا الَّذٖینَ اٰمَنُوا عَلٰى عَدُوِّهِمْ فَاَصْبَحُوا ظَاهِرٖینَ ﴿14﴾

Saff 61:12–14 – 12. Böyle yaparsanız sizin günahlarınızı affeder ve içinden ırmaklar akan cennetlere ve özellikle Adn cennetlerinde çok güzel saraylara yerleştirir. İşte en büyük başarı, en büyük mutluluk budur. 13. Memnun olacağınız bir şey daha var: Allah'tan bir yardım ve yakında gerçekleşecek bir zafer! Müminlere bunları müjdele! 14. Ey iman edenler! Siz Allah'ın tarafında olunuz (O’nun dinine yardım ediniz). Nasıl ki Meryem’in oğlu Îsâ vaktiyle, havarilere: “Allah’ın yolunda giderken kim bana yardımcı olmak ister?” diye sorunca, havariler: “Biz Allah’ın tarafında oluruz!” diye cevap vermişlerdi. Neticede İsrailoğullarından bir kısmı Îsâ’nın peygamberliğine iman etti, bir kısmı da inkâr etti. Biz de iman edenleri düşmanlarına karşı destekledik de onlar ötekilere üstün geldiler. {KM, Matta 4,19-20}

وَكَذٰلِكَ نُفَصِّلُ الْاٰیَاتِ وَلَعَلَّهُمْ یَرْجِعُونَ ﴿174﴾ وَاتْلُ عَلَیْهِمْ نَبَاَ الَّذٖٓی اٰتَیْنَاهُ اٰیَاتِنَا فَانْسَلَخَ مِنْهَا فَاَتْبَعَهُ الشَّیْطَانُ فَكَانَ مِنَ الْغَاوٖینَ ﴿175﴾ وَلَوْ شِئْنَا لَرَفَعْنَاهُ بِهَا وَلٰكِنَّهُٓ اَخْلَدَ اِلَى الْاَرْضِ وَاتَّبَعَ هَوٰیهُۚ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ الْكَلْبِۚ اِنْ تَحْمِلْ عَلَیْهِ یَلْهَثْ اَوْ تَتْرُكْهُ یَلْهَثْؕ ذٰلِكَ مَثَلُ الْقَوْمِ الَّذٖینَ كَذَّبُوا بِاٰیَاتِنَاۚ فَاقْصُصِ الْقَصَصَ لَعَلَّهُمْ یَتَفَكَّرُونَ ﴿176﴾

Araf 7:174–176 – 174. İşte Biz böylece, âyetleri iyice açıklıyoruz, olur ki düşünürler de inkârlarından dönüş yaparlar. 175. Onlara, kendisine âyetlerimiz hakkında ilim nasib ettiğimiz kimsenin de kıssasını anlat: Evet, o adam bu ilme rağmen o âyetlerin çerçevesinden sıyrıldı, şeytan da onu peşine taktı, derken azgınlardan biri olup çıktı.Eğer dileseydik, onu o âyetler sayesinde yüksek bir mevkiye çıkarırdık, lâkin o, dünyaya saplandı ve hevasının esiri oldu.Onun hali tıpkı köpeğin durumuna benzer: Üzerine varsan da dilini sarkıtıp solur; kendi haline bıraksan da yine dilini salar solur! İşte bu, tıpkı âyetlerimizi yalan sayan kimselerin misalidir. Sen olayı onlara anlat, olur ki düşünüp kendilerine çekidüzen verirler. 176. Onlara, kendisine âyetlerimiz hakkında ilim nasib ettiğimiz kimsenin de kıssasını anlat: Evet, o adam bu ilme rağmen o âyetlerin çerçevesinden sıyrıldı, şeytan da onu peşine taktı, derken azgınlardan biri olup çıktı.Eğer dileseydik, onu o âyetler sayesinde yüksek bir mevkiye çıkarırdık, lâkin o, dünyaya saplandı ve hevasının esiri oldu.Onun hali tıpkı köpeğin durumuna benzer: Üzerine varsan da dilini sarkıtıp solur; kendi haline bıraksan da yine dilini salar solur! İşte bu, tıpkı âyetlerimizi yalan sayan kimselerin misalidir. Sen olayı onlara anlat, olur ki düşünüp kendilerine çekidüzen verirler.

اِلَّا الَّذٖینَ عَاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِكٖینَ ثُمَّ لَمْ یَنْقُصُوكُمْ شَیْـًٔا وَلَمْ یُظَاهِرُوا عَلَیْكُمْ اَحَدًا فَاَتِمُّٓوا اِلَیْهِمْ عَهْدَهُمْ اِلٰى مُدَّتِهِمْؕ اِنَّ اللّٰهَ یُحِبُّ الْمُتَّقٖینَ ﴿4﴾ فَاِذَا انْسَلَخَ الْاَشْهُرُ الْحُرُمُ فَاقْتُلُوا الْمُشْرِكٖینَ حَیْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ وَخُذُوهُمْ وَاحْصُرُوهُمْ وَاقْعُدُوا لَهُمْ كُلَّ مَرْصَدٍۚ فَاِنْ تَابُوا وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتَوُا الزَّكٰوةَ فَخَلُّوا سَبٖیلَهُمْؕ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَحٖیمٌ ﴿5﴾

Tevbe 9:4–5 – 4. Ancak kendileriyle antlaşma yapmanızdan sonra, şartları hiç bir şey eksiltmeksizin tamamen yerine getiren ve sizin aleyhinizde hiçbir kimseye destek vermeyen müşrikler, bu hükmün dışındadırlar.Bunlarla sözleşmenin müddeti tamamlanıncaya kadar antlaşma şartlarına riayet edin. Allah, Kendisine karşı gelmekten, özellikle ahdi bozmaktan sakınanları sever. 5. O halde, haram aylar çıkınca artık öbür müşrikleri nerede bulursanız öldürün, onları yakalayıp esir edin, onların geçebileceği bütün geçit başlarını tutun.Eğer tövbe eder, namaz kılar, zekât verirlerse onları serbest bırakın. Çünkü Allah gafurdur, rahîmdir (affı ve merhameti boldur). [2, 191; 9, 29-73; 66,9; 69,9]

وَلَقَدْ تَرَكْنَا مِنْهَٓا اٰیَةً بَیِّنَةً لِقَوْمٍ یَعْقِلُونَ ﴿35﴾ وَاِلٰى مَدْیَنَ اَخَاهُمْ شُعَیْبًاۙ فَقَالَ یَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَارْجُوا الْیَوْمَ الْاٰخِرَ وَلَا تَعْثَوْا فِی الْاَرْضِ مُفْسِدٖینَ ﴿36﴾ فَكَذَّبُوهُ فَاَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ فَاَصْبَحُوا فٖی دَارِهِمْ جَاثِمٖینَؗ ﴿37﴾ وَعَادًا وَثَمُودَا𐻾 وَقَدْ تَبَیَّنَ لَكُمْ مِنْ مَسَاكِنِهِمْࣞ وَزَیَّنَ لَهُمُ الشَّیْطَانُ اَعْمَالَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّبٖیلِ وَكَانُوا مُسْتَبْصِرٖینَۙ ﴿38﴾

Ankebut 29:35–38 – 35. Biz aklını kullanıp düşünen kimseler için, o memleketten âşikâr bir ibret vesilesi (harabe) bıraktık. [37,137 - 138] 36. Medyen halkına da kardeşleri Şuayb'ı gönderdik, onlara dedi ki: “Ey benim halkım! Yalnız Allah’a ibadet edin, âhiret gününü bekleyin ve ülkede fesatçılık yaparak düzeni bozmayın!” 37. Fakat onlar kendisini yalancı saydılar.Bunun üzerine müthiş bir zelzele, kendilerini kıskıvrak yakalayıverdi, oldukları yerde çökekaldılar. 38. Âd ve Semûd halklarını da imha ettik.Siz ey (Mekkeliler) bunu, kalan ev harabelerinden anlıyorsunuzdur.Şeytan onlara yaptıkları kötü işleri süsledi ve onları yoldan çıkardı.Halbuki onlar aklı fikri yerinde, açıkgöz kimselerdi.

Meal: Suat Yıldırım

Güzel Kuran – Renkli tecvid, sesli tilavet ve adım adım derslerle Kur'an-ı Kerim'i doğru ve güzel okumayı ücretsiz öğrenin. Herkese açık, kayıt gerekmez.